korumaci3-4WCb_cover.jpg

[ad_1]

The Economist, hazırladığı makalede serbest piyasalar ve sınırlı devlet modelinin ne kadar sistematik bir şekilde terk edildiğini ortaya koyuyor. Bugünkü korumacı modelin, dizginlenmesinin zor olacağının altını çizerken, kilometre taşlarını şöyle sıralıyor:   

Savaşlarda ve devrimlerde değişim bazen büyük bir patlamayla gelir. Fakat genelde sessizce yaklaşır. Hırslı bir devlet tarafından yönetilen korumacı, yüksek sübvansiyonlu, müdahale ağırlıklı bir ideoloji olan ve “Anavatan ekonomisi(homeland economics)” olarak adlandırdığımız şey budur. Kırılgan tedarik zincirleri, ulusal güvenliğe yönelik artan tehditler, enerji dönüşümü ve yaşam maliyeti krizlerinin her biri hükümetlerin haklı sebeplerle harekete geçmesini gerektirdi. Ancak hepsini bir araya topladığınızda, serbest piyasa ve sınırlı hükümet varsayımının ne kadar sistematik bir şekilde tuzla buz edildiği açıkça ortaya çıkıyor.

Sekiz yıldan kısa bir süre önce Başkan Barack Obama, dev bir Pasifik ticaret anlaşmasını imzalamaya çalışıyordu. Bugün eğer Washington’da serbest ticareti savunursanız, umutsuz derecede saf olmakla dalga konusu olursunuz.

Çin endişeleriyle başladı

Korumacılığın serbest piyasalardaki dalgalanmalarla başa çıkmanın yolu olduğu fikri yeni rejimin merkezinde yer alıyor. Çin’in başarısı, batının işçi sınıfını, malların sınırlar arasında serbest dolaşımından kaybedecekleri çok şey olduğuna ikna etti. Çin’in “devlet kapitalizmi” altında yükselişi, kurallara dayalı ticareti hiçe sayması ve Amerika’ya meydan okuması, zengin ve gelişmekte olan ekonomilerde müdahalenin gerekçesi olarak değerlendirildi.

Bu korumacılık hükümet harcamalarıyla el ele gidiyor. Sanayi, enerji geçişini hızlandırmak ve stratejik malların tedarikini garanti altına almak için sübvansiyonları tüketiyor. Pandemi sırasında yapılan büyük yardımlar, devletin hayattaki talihsizliklere karşı bir siper olarak görev yapmasına ilişkin beklentileri artırdı. Fakat kaçınılmaz olarak devlet yardımları yeni yaptırımları beraberinde getirdi.

Devletlere ağır bir yük bindiriyor

Bu koruma, harcama ve yaptırım üçlüsünün ağır bir maliyeti var. Başlangıç olarak bu bir yanlış teşhistir. Risklerin bir havuzda toplanması aslında hükümetlerin temel bir işlevidir. Ancak tüm riskler değil çünkü piyasaların işlemesi için eylemlerin sonuçları olması gerekir.

Kabul edilen görüşün aksine, Covid ve Ukrayna’daki savaş, piyasaların şoklarla planlamacılardan daha iyi başa çıktığını gösterdi. Küreselleşen ticaret, tüketici talebindeki büyük dalgalanmalarla başa çıktı: 2021’de Amerika limanlarındaki hacim 2019 yılına göre %11 daha yüksekti. 2022’de Almanya ekonomisi de aynı yöntemi tekrarladı ve Rus gazından diğer enerji kaynaklarına hızla geçiş yaparak felaketi teğet geçti. Buna karşılık, ‘Ukrayna’ya mermi tedariki’ gibi devlet hâkimiyetindeki pazarlar hâlâ zorluk yaşıyor.

Anavatan ekonomisindeki(Homeland economics) bir diğer kusur da devlete aşırı yük bindirmektir. Hükümetler tam da refah harcamalarını azaltmak zorunda kaldıkları anda tüm kısıtlamaları kaybediyorlar. Yaşlanan nüfus, emeklilik ve sağlık hizmetlerine yönelik ekstra harcamalarda bütçeleri zorluyor. Faiz oranlarının yükselmesi her şeyi daha da kötüleştiriyor.

Fikirlerin, piyasalar tarafından test edilmesi gerekiyor

En az göze çarpan ancak potansiyel olarak en maliyetli kusur, anavatan ekonomisinin(homeland economics) hızlı değişim çağında eski bir araç olmasıdır. Enerji ve yapay zekâdaki gelişmeler herhangi bir hükümetin planlarına sığmayacak kadar büyük. Hiç kimse karbondan arınmanın en ucuz yollunu veya yeni teknolojinin en iyi kullanım alanlarını bilmiyor. Fikirlerin merkezden gelen kontrol listeleriyle değil, piyasalar tarafından test edilmesi ve kanalize edilmesi gerekiyor. Aşırı düzenleme, yeniliği engelleyecek ve maliyetleri yükselterek değişimi daha yavaş ve daha sancılı hale getirecektir.

Dizginlenmesi zor olacak

Kusurlarına rağmen anavatan ekonomisini(homeland economics) dizginlemek zor olacak. İnsanlar başkalarının parasını harcamaktan hoşlanırlar. Hükümet bütçeleri büyüdükçe, bunlardan beslenen özel çıkarların boyutu ve etkisi de artacaktır. Korumayı ve yardımları geri çekmek, onları sağlamaktan daha zordur.

Ancak önünde sonunda hayal kırıklığı ortaya çıkacak ve belki de rant peşinde koşanların açgözlülüğünün gizlenmesi çok zor hale gelecektir. Veya durgun, baskıcı bir Çin artık devlet güdümlü refah vaadini yerine getiremeyecektir.

Değişim geldiğinde şaşırtıcı derecede hızlı olabiliyor; en azından demokrasilerde. 1970’lerde gidişat serbest piyasaların lehine, bugün olduğu kadar hızlı bir şekilde tersine döndü ve Margaret Thatcher ve Ronald Reagan’ın seçilmesine yol açtı. Klasik liberallerin görevi, fikirlerini daha tehlikeli, birbirine bağlı ve kırılgan bir dünyaya uyarlayacak yeni bir konsensüs tanımlayarak o ana hazırlanmak. Özellikle Amerika ile Çin arasındaki rekabet karşısında bu kolay olmayacak fakat geçmişte yapıldı. Ve bunun sonundaki ödülü düşünün.

[ad_2]

Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *